İlginç bilgi
Posted by Unknown | 7 Aralık 2013 Cumartesi | Posted in bilim
Gezegenimiz dünya hakkında ilginç bilgiler
Posted by Unknown | 4 Aralık 2013 Çarşamba | Posted in bilim
Gezegenimiz Dünya Hakkında İlginç Bilgiler
Dünyamız… Galaksimizin huzur dolu gezegeni… Herkesin bildiği gibi Dünya güneş sisteminin üçüncü gezegeni olup; çapı 12.756 km, Güneş’e uzaklığı 149.597.890 km, ortalama yüzey sıcaklığı 15 derecedir.
13,7 milyar yıl önce dünyamız devasa bir toz bulutuyken Bing Bang (Büyük patlama) sonrası katılaşarak patlamanın etkisiyle kendi etrafında dönmeye başladı. Kendi etrafında dönmesinin bir sonucu olan merkez kaç kuvvetiyle parçalarının bir kısmını üzerinden atarak şu anki halini aldı.
Dünya neden kendi etrafında dönüyor ?
Aslında sadece Dünya değil, Güneş sistemindeki tüm gezegenler, yıldızlar, Ay hatta Güneş’te kendi etrafında döner. Bunun sebebi hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber yorum yapmak için önce oluşumlarından bahsetmek gerekir.
Bir teoriye göre yıldızlar ve gezegenler bing bang’den sonra oluşan çok sıcak plazma bulutları idi başlangıçta. Bu gazlar soğurken açığa çıkardıkları enerjiyi en iyi etraflarında dönerek harcayabilirlerdi. İşte bu yüzden kendi etraflarında dönerek soğuk, katı ve yuvarlak bir şekil aldılar.
1687 yılında Sir Isaac Newton’un ‘Hareketlerin Kanunları’ isimli kitabında belirttiği gibi, eğer bir şey hareket ediyorsa ve ona hiçbir dış kuvvet etki etmiyorsa hareketine sonsuza kadar devam eder. Dünyanın ilk dönüş hareketini nasıl kazandığı tam olarak bilinmiyorsa da onu etkileyecek önemli ölçüde bir dış kuvvet olmadığından dönüşüne uzun bir süre daha devam edeceği kesin.
Dünyanın dönüşünü neden hissetmiyoruz ?
Dünya kendi ekseni etrafında yaklaşık 1600 km, güneş etrafında ise yaklaşık 105.000 km hızla döner. Peki Dünya bu kadar hızlı hareket ederken biz neden hissetmeyiz ? Aslında bu sorunun cevabı oldukça açık. Dünya dönerken içinde bulunduğu tüm cisimleri ve hava kütlesini de aynı hızda döndürür. Etrafında bulunan gök cisimleri de çok uzağında olduğu için kıyaslama yapamadığımızdan Dünya’nın dönüşünü hissedemeyiz.
Camları olmayan bir uçakla yolculuk ettiğimizi düşünelim. Saatte 850 Km hızla hareket ediyoruz ama dışarıda dağları, nehirleri göremediğimiz için kıyaslayacak hiç birşey olmaz. Böylece uçtuğumuzun farkına varmayız. Dünyanın dönüşü de tıpkı camları olmayan bir uçakta yolculuk yapmak gibidir. Bizler de Dünya’nın hızı ile döndüğümüzden Dünya’nın bu inanılmaz hareketlerini hissetmeyiz.
Dünya dönerken ses çıkarır mı ?

Atmosfer içinde hareket eden her şey gibi Dünya’da hareketi esnasında ses çıkarır. İnsan kulağının işitebildiği, algılayabildiği ses 20 hz ile 20 khz aralığındadır. Bu nedenle biz çevrede doğa olaylarından kaynaklanan seslerin çoğunu duymayız. Dünya da dönerken çıplak kulakla duyamayacağımız frekansta bir ses çıkarır. Dünya’nın sesini duymaya çalışmak, gece yatarken ağzımızın içindeki bakterilerin sesini duymaya çalışmak gibidir.
Bilim bu noktada boş durmuyor. Aşağıdaki videoda Nasa tarafından uzaya fırlatılan uzay araçları vasıtasıyla Dünya’nın dönerken çıkardığı sesin kaydı var.
son 25 yılın 25 buluşu
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Massachusset Teknoloji Ensititüsü Lemelson Programı tarafından CNN International için yapılar araştırmada şu 25 madde, son 25 yılın en büyük 25 icadı sayılmış:
1) İnternet
2) Cep telefonu
3) Kişisel bilgisayar
4) Fiber optik
5) E-posta
6) Ticari GPS (Küresel Konuşlandırma Sistemi)
7) Taşınabilir bilgisayarlar
8) Hafıza depolama disketleri
9) Tüketicilere yönelik dijital fotoğraf makinası
10) Radyo frekanslı kimlik etiketleri
11) MEMS (Mikro Elektro Mekanik Sistemler)
12) DNA testleri
13) Hava yastıkları
14) ATM
15) Gelişmiş piller
16) Melez (Hibrid) otomobiller
17) OLED (Organic light-Emitting diode: Organik ışık-Yayıcı diyot)
18) Görüntü panelleri
19) HDTV (Yüksek çözünürlüklü televizyon)
20) Uzay mekiği
21) Nanoteknoloji
22) Yapay hafıza
23) Sesli posta
24) Modern işitme cihazları
25) Kısa Menzilli, Yüksek Frekanslı Radyo.
Ekleyeceklerim:
Organ protezleri.
Yeni ilaçlar.
Kafa nakli.
Klonlama.
Bedende taşınan tıbbi kayıt çipleri.
GDO’lar.
Hızlı trenler.
Volkmen.
Disket, CD, VCD, DVD dizisi.
Ev sineması sistemleri.
Bedava şehirlerarası ve uluslararası telefon görüşmesi.
Görüntülü telefon.
Çıkartacaklarım:
Uzay mekiği: Tam bir fiyasko. ABD’ye 25 yıl kaybettirdi. 2 kaza ile belki de tüm zamanların ölü sonuçlu uzay yolculuğu kazaları rekoru kırıldı.
Hava yastıkları: Epeyi ölüme neden oldular.
HDTV: Tümüyle para tuzağı aletler.
Sesli posta: E posta ve cep telefonundan farkı yok.
Dijital fotoğraf makinesi: ortalama bir insan hiçbir katkısı olmadı, çünkü çekilen fotoğrafların hemen hepsi siliniyor.
Yinelemeler:
Kişisel bilgisayar, taşınabilir bilgisayar, hafıza depolama disketleri, görüntü panelleri. Bunların hepsi, ev sineması gibi tümleşik bir alet.
Saptamalar:
Tüm bunlar boş zamanımızı arttırmadı.
Maaşımızı da artttırmadı. Reel ücretler düşüyor.
Tam tersine tüketimimizi arttırdı ki bu hayırlı bir durum değil.
Yani borcumuzu arttırdı.
İnternet bile insanlararası etkileşimi değiştiremedi. Rumuz Goncagül ile internet evlilikleri aynı, sonucu da aynı oluyor.
Bu liste teknolojiyi din durumuna getiriyor.
Çevre kirliliği gibi olumsuz buluşlar listede yer almıyor.
En iyi 10 Hacker
Posted by Unknown | 1 Aralık 2013 Pazar | Posted in Antivirüs , bilim , Sosyal
En iyi 10 Hacker
Posted by Unknown | | Posted in Antivirüs , bilim , Sosyal
Gerçek Süper Güçlere Sahip 10 Mükemmel İnsan
Posted by Unknown | | Posted in bilim , Sosyal
Gerçek Süper Güçlere Sahip 10 Mükemmel İnsan
Posted by Unknown | | Posted in bilim , Sosyal
Hayvanların Uyguladıkları 5 Sıradışı Avlanma Tekniği
Posted by Unknown | 30 Kasım 2013 Cumartesi | Posted in bilim , hayvanlar alemi
Saatte 80km hızla savurabidiği uvuzları sayesinde avlarını kolayca öldürebilir.
Aşırı agresif bir yapıda olması ve ince akvaryum camları kırabilmesi nedeniyle bu canlılar akvaryum yaşamı için uygun olmayan türler arasında gelir.
2-KATİL BALİNALAR
Katil balinalar grup halinde dolaşarak büyük dalgalar oluştururlar ve böylece buz kütlesi üzerinde bulunan savunmasız fok balıklarına saldıra bilmek için onları açık sulara düşürmüş olurlar.Diğer avlanma metodları ise karaya vurmuş gibi yaparak karadaki dikkatsiz fok balıklarını yakalamaktır.
3-MARGAY
Küçük maymun türlerinin dikkatini çekmek için yavru bir maymun gibi ses çıkararak pusuya yatar ve yaklaşan meraklı maymunları beklemedikleri bir anda avlar.
4-OKÇU BALIĞI
Okçu balığı yaprakların üzerinde duran böcekleri görünce suyun yüzeyine doğru yüzer.Ve ışığın kırılma açısını hesaplayıp avını ağzıyla su püskürterek vurur ve öldürür.
5-YUNUSLAR
Yunuslar avlanırken şiddetli sesler çıkartırlar ve bu ses dalgaları diğer balıkların vicutlarına çarpar.Böylece sesin kırılması sayesinde avlarının yerleni öğrenmiş olurlar.Yunuslar bazen kuyruklarıyla deniz kumlarından halkalar oluşturarak küçük balık türlerinin etrafını çevrelerler.Bu halkalardan kurtulmak isteyen balıklar panik yaparlar,kafaları karışır ve yunuslara yem olurlar.
Dünya'nın Oluşumu
Posted by Unknown | 16 Kasım 2013 Cumartesi | Posted in bilim
Yerkürenin oluşumu
Dünya'nın Yaşı
Fizik nedir?
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Fiziğin doğuşu: Yaklaşık yarım milyon yıl önce ilk insanlar, elde yapılmış yalın araçlar kullanıyor ve ateşi biliyorlardı. Bundan 20 000 yıl önce yaşayan Taş devri insanı, mağara duvarlarına resimler yapabiliyor, ok ve yay kullanabiliyordu (günümüzde bile, hâlâ Taş devri teknolojisiyle yaşamını sürdüren topluluklara Taşlanmaktadır). Günümüzden 10 000 yıl önce insanlar, toprağı işlemeye başlamışlardı. Bilimin ilk temel işaretleri ise, bundan 5 000 yıl Önce Babil'de ortaya çıkmaya başladı. Ancak Ortaçağ teknolojisi. Roma teknolojisinden pek farklı değildi; hattâ Romalıların su sistemleri daha iyiydi. Günümüzdeki anlamıyla bilim, XVII. yüzyılda ortaya çıktı. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda endüstri devrimi gerçekleştirildi. XX. yüzyıl
da ise fizik, günlük yaşamda büyük bir yer tutmaya başladı. Günümüzde, bu bilim dalına dayanmayan bir yaşam düşünülemez.
Klasik fiziğin temelleri, XVII. yüzyılda, GALİLEİ, KEPLER, BÖYLE, NEWTON, HOOKE, HUYGENS, GUERİCKE, TORRİCELLİ gibi bilginler tarafından atıldı. Günümüzdeki uygarlık düzeyi varlığını, bu temellere borçludur.
XVII. yüzyılda, aynı zamanda, felsefe ile fiziğin birbirinden ayrılması da gerçekleşti. XVIII. yüzyıldan önce fiziğe, «doğal felsefe
Bilimsel yöntem: Bilimsel yöntem, gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlayan «yanılmaz Neden-sonuç ilişkisi, çağımızda çok açık görünmesine karşılık, her zaman kabul edilmemiştir. Eskiden doğal olayların açıklanması, tanrıya bağlanmaktaydı. Günümüzde fizik, anlayış düzeyimizi biraz daha derine götürmeye ve olayların altında yatan gerçek nedenleri ortaya çıkarmaya çalışmaktadır.
Çevrelerindeki olayları kaydeden ilk insanlar İ.Ö. 3000 yıllarında yaşayan Babillilerdi (Mezopotamya). Yazıyı bilen bu insanlar, gökcisimlerinin hareketlerini kataloglara geçirdiler. Aynı dönemde Kuzeybatı Avrupa'da yaşayanlar ise, yazıyı bilmemelerine karşılık, taşları kullanarak, gökcisimlerinin hareketlerini toprak üstünde belirtmeye çalıştılar.
Babillilerin ve eski Mısırlıların tuttuğu kayıtlar, Yunanlıların eline geçti. Yunanlılar bunları yeniden düzenleme çabalarına girişti. Mekanik ve statikte bazı ilkol kavramlar (ARKHİMEDES'in banyo deneyi ve kaldıraç yasaları gibi) ortaya kondu. Yunanlıların en büyük katkısı, fiziğin gelişmesinde önemli payı bulunan bazı MATEMATİK ilkelerini bulmalarıdır. İ.S. III. yüzyılda Diophantos bazı fizik temellerini ortaya koymuştur, ama fiziğin bugünkü dayanağını oluşturan cebir daha sonra geliştirilmiştir.
Bilimin geliştirilmesi, Yunanlılardan sonra Araplar tarafından yürütüldü. Bazı yeni buluşlar, sözgelimi İbni Heysem'in OPTİK konusuna ve matematik simgelere ilişkin düşünceleri, önceleri İtalya, daha sonra da Kuzey Avrupa'da ortaya çıkan bilimsel anlayışın ilk kıvılcımı oldu.
Antik çağlarda bilim
Posted by Unknown | 15 Kasım 2013 Cuma | Posted in bilim
Bununla birlikte teknolojik gelişimin yanı sıra bilimsel etkinliklerin özellikle MÖ 2500 yılında yoğunlaştığı ve ivme kazandığı tespit edilmiştir. Bunun özellikle mimari birçok örneği bugün de görülebilir; Stonehenge gibi büyük yapılar belirli bilimsel ve teknolojik gelişim, özellikle de çeşitli gelişmiş matematik bilgileri olmaksızın yapılamayacak anıtlardır. Örneğin bu dönemdeki çoğu yapılar en azından Pisagor kuramı olmaksızın yapılamayacak yapılardır; buna ve benzeri diğer bulgulara dayanarak, Pisagor kuramının Pisagordan binlerce yıl önce insanlar tarafından bilindiği tespit edilmiştir. Nitekim antik Mısırlılar gibi birçok ulusta çok erken tarihlerde matematiksel etkinlikler görülmektedir. Antik Mısırlılar MÖ 4200 yılında 365 günlük bir takvim üretmiş oldukları gibi, MÖ 3100 yılı tarihli bir gürzde sayısal olarak milyonları ifade etmek için bir sistemin kullanıldığı görülmüştür. Antik Mezopotamya'da matematiksel etkinlik ve gelişimin varlığı, arkeolojik araştırmalarca elde edilen kil tabletler yardımıyla bilinmektedir. Mezopotamya'da zaman içinde iktidara gelen farklı krallıkların neredeyse tamamından matematiksel etkinliğin bulguları kalmıştır; MÖ 3. binyıldan Sümerlere ait, MÖ 2. binyıldan Akad ve Babillilere ait, MÖ 1. binyıldansa Asurlulara ait. Bunlara ek olarak daha sonra bölgede hakimiyet kuran Perslere ait MÖ 6. yüzyıldan 4. yüzyıla kadarki bir tarihe ait bulgular da mevcuttur. Mezopotamya'daki matematiksel etkinlikler çok çeşitlidir ve pratik sorunların ötesine de sıklıkla geçmiştir; lineer ve ikinci dereceden denklemlerin çözümünü içeren cebir çalışmaları ile çeşitli sayı kuramına dair çalışmalar yapılmıştır. Bunlara ek olarak bu topraklardaki farklı krallıklar tarafından zaman içinde sayı sistemi oldukça geliştirilmiştir. Sümerliler, antik Mısırlıların kullandığına benzer ondalık ekli bir sayı sisteminin temellerini atmışlar ve kullanmışlardır. Bu sistem daha sonraki dönemlerde farklı iktidarlar tarafından geliştirilmiş, Babillilerce 60 bazlı bir sisteme ulaşılmıştır.MÖ 3. binyılda Hint yarımadasında matematikle uğraşıldığı ve matematiksel hesapların yapıldığı bilinmektedir. Ayrıca bu matematiksel etkinlik büyük oranda ölçüm cetvelleri, ağırlık ve genel olarak ölçümler gibi konuları da içermekteydi. Bu dönemdeki matematiksel etkinliklerin genel olarak astronomiile de ilişik olduğu öne sürülmüştür.
Nitekim dinî açılar da barındıran, sıklıkla matematik gibi diğer bilim dallarıyla birlike yapılan astronomi çalışmaları antik çağdalarda büyük bir önem ve yer arz etmektedir. Astonomiyle ilişkili fenomenlerin matematiksel tezahürlerine antik Mezopotamya'daki bilimsel etkinliklerde rastlanmaktadır. Çin'de takvimsel ihtiyaçlara karşılık verecek astronomi faaliyetleri olduğu gibi, Mezopotamya'da matematiksel gelişimden yararlanılarak gezegenlerin döngülerine, pozisyonlarına dair hesaplamalar yapılmaktaydı. Matematiksel gelişimden ayrık bir biçimde astronomi çalışmaları ve anlayışı Orta Amerika merkezli Maya uygarlığında kendisine yer bulmuştur; özellikle takvimsel çalışmalar ve güneş ve ay tutulmalarının hesaplanması önemli yer tutmuştur.
Bunların dışındaki bilimlerin de kökenlerini antik çağda bulmak mümkündür. Örneğin biyoloji uygarlığın gelişiminden çok önceleri toplumsal anlamda önemli bir rol almış, özellikle tarım açısından çok çeşitli gelişmeler olmuş, insanlar birçok hayvanı evcilleştirmiştir. Bitkilerin incelenmesi sonucu birçok şey keşfedilmiştir; örneğin arkeolojik bulguların Babillilerin hurma ağacının eşeyli ürediğini keşfetmiş, polenlerin eril olduklarını ve polenlerin dişil bitkilere aktarılarak üremenin sağlanabileceğini kanıtlamışlardır. Antik çağlarda ayrıca biyolojiyle birlikte olarak tıbbî çalışmalar da yapılmış, Çin, Mısır ve Hint yarımadasındaki çeşitli uygarlıklar farklı şifalı bitkileri belirli tıbbî ve anatomik sorunlar için kullanmışlar, bu kullanımlarını zaman zaman yazıyla da ifade etmişlerdir. Tıbbın yanı sıra, kimya, coğrafya ve jeoloji gibi bilimler de özellikle Çin'de büyük ölçüde gelişmiştir.
Thomas Edison
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Isaac Newton
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Albert Eistein
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Yerçekimi
Posted by Unknown | 14 Kasım 2013 Perşembe | Posted in bilim
'dir.
- F iki kütle arasındaki çekim kuvvetinin büyüklüğü,
- G Evrensel çekim sabiti 6.68 × 10-11 N m2 kg-2 ,
- m1 birinci kütlenin büyüklüğü,
- m2 ikinci kütlenin büyüklüğü,
- r ise iki kütle arasındaki mesafedir.
Her bir noktasal kütle diğer noktasal kütleyi, ikisini birleştiren bir çizgi doğrultusundaki bir kuvvet ile çeker.Bu kuvvet bu iki kütlenin çarpımıyla doğru orantılı, aralarındaki mesafenin karesi ile ters orantılıdır:
Burada:
Havacılık tarihi
Posted by Unknown | | Posted in bilim
- Uçak motorları, giderek daha verimli duruma gelerek, buharlıdan pistonluya, sonra da jet ve roket moturuna kadar gelişti.
- Hava taşıtları daha güvenli, malzemeleri daha dayanıklı ve hafif hâle geldi. Başlangıçta uçaklar, kanvas kumaştan ve tahtadan yapılıyordu. Daha sonra kanvasın yerini vernikli kumaş ve çelik borular aldı. II. Dünya Savaşı sırasında ise alüminyum monokok üretim yaygın duruma geldi. Günümüzde hava taşıtları, daha hafif, daha dayanıklı ve daha kolay şekillendirilebilir oldukları için özellikle karbon fiberden ve kompozit malzemelerden üretiliyor.
- Hava taşıtlarını kumanda etmek için kullanılan yöntemler her gün biraz daha gelişmektedir. Başlangıçta planörlerin kumandası kullanıcının tüm vücudunun hareketi ile ya da Alphonse Pénaudda olduğu gibi kanatlar yukarı doğru yükselen ve uca doğru sivrileşen bir forma sahipti. (Bu günki modern kanat şekli) Kuyruk ise, yatay konumlamayı sağlaması için ayarlanabilir yapıda ve aynı kanat özelliklerini taşıyordu. Çağdaş uçaklar ise elektronik olarak bilgisayarlar aracılığıyla kumanda edilmektedir. Çağdaş savaş uçakları tüm akrobatik manevraları karşılayacak biçimde, uçuş bilgisayarından aldıkları sürekli komutlarla dengeli uçuşlarını sağlamaktadırlar.
Bilim Nedir?
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Yüzyıllardır insanoğlunun yeryüzündeki yaşama ortamına duyduğu merak, yaşam standartlarını yükseltecek bir etkinliğe bürünmeye başladı. Olağan gibi görünen olayları anlama çabası, aslında dünyanın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerektiği gerçeğini doğurmuştur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar. Geçmişe bakıldığında en önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır. Çok çeşitli matematiksel çözümleme sistemlerinin geliştirildiği ilk zamanlardan bu yana hâlâ yeni formüller, sistemler, kuramlar geliştirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.Uzay
Posted by Unknown | | Posted in bilim
Uzay
Posted by Unknown | 13 Kasım 2013 Çarşamba | Posted in bilim














